İlker Tosun

Endüstriyel Futbolda “Evlat” Bilmecesi

Rahmetli Kazım Koyuncu’nun bir ayrı sevdğimiz Trabzonspor marşının bence en güzel cümlesidir; ”bir avuç genç yürek yazdı, bordo-mavi destanını” .. O destanı yazan genç yüreklerin neredeyse tamamı Trabzon’luydu veya yörenin çocuğuydu. Peki başarının formülü bu muydu ? Bu destanın sırrı bu kadar basite indirgenebilir miydi ?

“Bizim evladımızdır” , “camianın çocuğudur” gibi cümleleri çok sık duyarız futbol piyasasında. Bu jargonun Trabzonspor’daki karşılığı ise “öz evlat” .. Ve bu tartışmanın dozu Trabzon’da diğer takımlara nazaran daha sert. “Şehir Takımı” yapısı da bu sertliğin başlıca sebeplerinden sayılabilir. Transfer dönemi sağ kanata beklenen takviyelerin yapılamamasının ardından Zeki Yavru ve Yusuf Erdoğan üzerinden bu tartışma tekrardan alevlendi.

Milli maç arasını fırsat bilerek ben de fikirlerimi paylaşayım istedim. İlkesel olarak, endüstriyel futbol gibi milyar dolarların döndüğü bir sektörde “evladımız” , “çocuğumuz” gibi romantik söylemleri doğru bulmuyorum. Hele ki profesyonel isimleri tanımlarken!

2010-2011 sezonundan sonra bile Trabzon’un öz evlatları kimi kulüplerde futbolculuk ve teknik direktörlük yapıyorken ( ki haklarıdır, yapabilmelidirler, yapmalıdırlar ) bu romantizmi uzatmak anlamsızdır. Zira o isimlerin şu an birinci önceliği çalıştıkları kurumların (bir başka deyişle Trabzonspor’un rakiplerinin) başarısıdır. Doğalı da, olması gerekeni de budur zaten. Bir “evlat” hayatının herhangi bir evresinde başkasının babası kendi babasından başarılı olsun ister mi ? İstemez değil mi ?

Yazının başında bahsetmiş olduğum o “genç yürek”lerin yazdığı destanın içtihatını yanlış koydu bence camianın bir kısmı. “11 Trabzon’lu futbolcu” dendi, “11 iyi futbolcu” demek yerine .. Çok iyi bir kalecinin önündeki çok iyi 10 oyuncu olarak değil “çok uyumlu 11 hemşeri” olarak yorumlandı. Temeli yanlış bu yorumlama da devamında hatalı uygulamalar ve sert tartışmalar doğurdu.

Zamanla Trabzon’lu olmak, yetersiz futbol melekelerine koruma kalkanı ilan edilir oldu Trabzonspor’da. “O’nun yeğeni” , “şunun akrabası” gibi referans sistemi gelişti camiada. İçinde benim de olduğum “öz evlat karşıtı” olarak tanımlanan bir kesimin hissiyatı şudur. Bizim karşı olduğumuz, bu takımda Trabzon’lu oyuncuların varlığı değil, bu takımda oynayacak düzeyde olmayan futbolcuların sırf Trabzon’lu oldukları için forma şansı bulabilmesidir. Ayrıca, taraftarının neredeyse %95’inin Trabzon’lu olduğu için Trabzonspor’lu oluşunu varsayarsak, bu insanlara “siz bunları Trabzon’lu olduğu için istemiyorsunuz” demek pek de mantıklı değildir.

Hiç düşündünüz mü bu tartışmalar neden Hami Mandıralı veya Fatih Tekke üzerinden yapılmadı ? Çünkü o kadar iyi futbolcuydular ki, formayı o kadar hak ediyor ve hatta yeri geldiğinde ileriye taşıyorlardı ki birisi “bombacı” birisi “sultan” diye gönüllere kazındı. Demek ki problem veya bir başka deyişle karşı çıkılan Trabzon’luluk değil miş. Değil mi ? Özetle, profesyonel hayatta “öz” yoktur. Bir kısma “öz” demek, diğerlerine “üvey” demektir. Oysa hepsi aynı hukuki şartlarla bağlıdır bu kulübe. Trabzonspor’da futbolcular sadece o formaya layık futbol melekeleri sayesinde yer bulabilmeli. Liyakat kültürü aşındırılan kurumların ne hale geldiğini acı bir şekilde gördüğümüz şu günlerde bunu daha dikkatli bir şekilde düşünmeliyiz.