Gökmen Özdemir

Resultante Importante!

Güzel yaklaşım: Bu kadroyu çıkartıyorsan; kazanacaksın! Evet söyleyecek başka söz yok değil mi? Beklenmedik tercihler, beklenmedik bir taktik ve beklenen bir sonuç…

Ama gerçekten böyle mi? Söylenecek başka söz yok mu? Var aslında ama söylemiyoruz, söyleyemiyoruz! Konuşmama, yazmama joker haklarını kullanan bir güruh var.

Konuşan, yazan bir topluluk olsak aynı mantıkla, “Sabah idmanına çıkmak istemiyorsan, yaptırılan antrenmanı beğenmiyorsan, sabaha kadar ayakta kalıp ilk ışığı görünce yatağa giriyorsan da; çıkıp Messi gibi o maçı tek başına kazanmalısın” diyebilmeliyiz.

Bugün Fatih Terim, dün Abdullah Avcı, Hiddink, yine Terim, Yanal ve Şenol Güneş… Hiçbiri mi bilmiyor bu işi? Hiçbirinin mi heybesinde bir “Türk futbolunu kalkındırma” planı yok ya da yoktu? Yoksa vardı da şu meşhur ‘sistem’ mi uygulanması istemiyor planlarını? Hadi canım, hadi.. Yandan yandan; sizi şöyle piste alalım da bir kurtlarınızı dökün!

Ortada ne bir plan var, ne de bir plan olduğunda uygulayan! Aslında sıkışıp kalmışız skorların içine! Kazanınca uzaya çıkan övgüler, kaybedince vatan hainliğine varan eleştiriler. Top çizgiyi geçince “Yaşa, var ol!”, geçmeyince “defol!” Tek bildiğimiz yaşam tarzı bu. Sadece futbolda değil sokakta da böyle yaşıyoruz.

Adam trafikte nasıl araba kullandığına, bir kuyrukta nasıl önündekini bertaraf ederek ön sıraya geçmeye çalıştığına, her işine bir torpil koymaya çalıştığına çabaladığına bakmadan diyor ki; “Emre Mor’un kulağı çekilmeli, Volkan Şen’in psikolojik tedaviye ihtiyacı var. Terim ve Arda’nın egosu!” Hayır sadece onların yok, hepimizin var bu kulak çekilmelerine, psikolojik tedavilere. Hastayız abi, gerçekten hastayız. Tedavi edilmeliyiz.

Ülkenin bütün defolarını bilerek, bu defoları sadece tanıdık ve gündemdeki insanlarını üzerine yıkmak sadece bu coğrafyada mevcut. Soru şu; kimin adamısın? İşte bütün mesele bu; olmak ya da olmamak buna bağlı. Onun adamıysan varsın, bunun adamıysan yoksun. Zamana göre, mekana göre, rüzgara göre de değişiyor bu durum.

Ukrayna maçında son iki frikikten biri gol olsa, İzlanda deplasmanında Hakan Çalhanoğlu’na yapılan yarım yamalak penaltı maç 0-0’ken çalınsa, o komik golleri yemesek bugün başka bir şey konuşacaktık. Yalan mı? İmparator yine İmparator olacaktı, kadroya alınmayanlara da “Bak onlarsız da oluyormuş” nutukları çekilecekti.

Bahanemiz ne hava soğukluğu, ne görmeden imzalanan sözleşme olacaktı. Milli maçtan bir gece önce Arda’nın televizyona çıkması da problem olmayacaktı, Caner’in kadroya önce alınmayıp sonra alınması da! “Ömer Toprak mı? Ya gerçekten iyi stoper mi?” sorularını hiç sormayacak, Messi ilan ettiğimiz Emre Mor’u “Ah maçta orada olsam da bir tokatlasam” seviyesine indirmeyecektik.

Milli takım, kulüplerimiz, biz ve futbol arasındaki ilişkimiz budur. Kimsin? Kimin adamısın? Bizden misin, karşı taraftan mı? Yoksa gerçekten bir önemi yok oynadığın oyunun, kadronun.. Sonuç mu; işte o çok önemli! Bir büyüğümüz söylemişti; resultante importante