Gökmen Özdemir

Özbek çıkış kapısına artık daha yakın!

“Dursun Özbek geçtiğimiz cumartesi günü Galatasaray Genel Kurulu’ndan zaferle çıktı, muhalefeti gömdü, önü açıldı” düşüncesinin zihinlerde yer bulması normal. Çünkü kağıt üzerindeki görüntü öyle.

Ama ben bu durumun çok uzun sürmeyeceği görüşündeyim. Çünkü Galatasaray camiası büyük değişimlere ayak uydurmaktan daha çok; gelenekçi, kapalı, ‘kontrol bizde olsuncu’ ve en önemlisi kaosu seven bir camia..

Başkan Dursun Özbek, Riva ve Florya projeleriyle borcu sıfırlayıp Galatasaray’ı düzlüğe çıkarmayı planlıyor. Bu onun için rüya gibi. 1996’dan bu yana kümülatif olarak borçları artan sarı-kırmızılı camia için de büyük bir hayal bu. Ama atladığı bir nokta var. Son 2-3 senedir tünelin ucunda ışık göremeyen ve kendilerini makus talihlerinin kollarına bırakan ‘derin Galatasaraylılar’ bu anlaşmayla en azından ışığı gördüler.

Bakın, 17 Mayıs 2000’de UEFA Kupası’nı, 25 Ağustos 2000’de Süper Kupa’yı kazanan Faruk Süren, 14 Temmuz 2001’de yoktu. Arkasına teneke bağlanarak gönderildi Galatasaray’dan. “Ya büyürsek korkusuyla” ilk trene bindirildi. Sanki her sene Avrupa Kupası kazanan bir Galatasaray vardı da, devamını onu gönderenler de kazanacaktı. AIG anlaşması “Eyvah bilmediğimiz bir enstrüman kullanıyor Süren” korkusu yarattı. Ve Süren gitti.

Ardından Mehmet Cansun geldi. Halka açılmayı yaptı. Kolu kanadı kırık, neredeyse üçte biri kiralık (Perez, Fleurquin, Victoria, Radu) takımla şampiyonluğa oynuyordu, göreve başladıktan 8 ay sonra koltuğu altından alındı. Ki Mehmet Cansun halka açılmayla kulübün banka borçlarını sıfırlamıştı.

6 senelik Özhan Canaydın dönemi başladı. İki ileri bir geri ya da iki geri bir ileri, gidilen bir süreç… Kendisi rahatsızlanmasaydı o koltukta daha çok otururdu. Adnan Polat göreve gelemezdi. Canaydın için kullanılan “işte Galatasaray duruşu” benzetmesinin ardında yatan gerçek; onun değişimci, girişimci, yenilikçi bir isim olmamasından kaynaklanır. Genel Galatasaraylı üye profilini temsil eder Canaydın.

Adnan Polat iki şirketi birleştirdi, ardından yeni stadı açtı. Yine tünelin ucunda ışık görünmüştü. Ekonomik olarak bir düzelme olabilirdi. Mali Genel Kurul’da ibra edilmedi, o da camianın dinamiklerinin kurbanı olmuştu. Kendi hataları da vardı ama Galatasaray’ın yakın tarihine bakıldığında o hataları kim yapmamıştı ki!

Polat gitti, Ünal Aysal geldi. Yine camianın bilmediği enstrümanlar kullanıldı. Sermaye artışı, hisse satışı, tekrar alışı gibi… Camia rahatsızdı. İki şampiyonluk, Şampiyonlar Ligi çeyrek finaline rağmen, ‘Riva ve Florya’ dedi o da gitti. Tamam hatalar yapmıştı ama biraz önce de belirttiğim gibi kim yapmıyordu ki bu hataları Galatasaray’da!

Ardından üç saatte kurulan yönetimle Duygun Yarsuvat geldi. Baktı ki sürdürülebilir bir durum yok, başkanlık keyiften çok cefa.. 4. yıldıza, ‘kal’ baskılarına rağmen bıraktı.

Dursun Özbek geldi. Cebinden harcamalar yaptı. Çünkü kulübün nefes alacak hali kalmamıştı. Kredilere şahsi kefalet verdi. Sportif başarısızlık ve onca hataya rağmen kimse ona dokunamadı. Çünkü tünelin ucunda ışık yoktu.

Sonra birden Riva ve Florya enstrümanını, somut bir projeyle masaya koydu. Kulüp kurtulabilirdi. Umut vardı. İşte şimdi yandı. Çünkü yine camianın nasıl yapılacağını bilmediği ama sonucunu sevdiği bir noktaya geldi. Işık var, umut var, para var! Artık Dursun Özbek çıkış kapısına çok daha yakın. En ufak hatası büyütülüp gönderilmeye müsait durumda. Mart 2017 çok sıcak geçer. Şimdiden yazayım, şurada dursun..

Bilmem anlatabildim mi?