Hande Yakar

En Keskin Viraj

Fenerbahçe bu akşam sadece İngiliz devi Manchester'i yenmedi.
Sadece Manchester'i yenmedi diyorum çünkü Fenerbahçe bir bunalım sürecinden çıkmaya çabalarken kendisini de yenip 2004 ruhuna yeniden hayat verdi.
Değişikliklere kadar birbirini anlayan, ne istediğini bilen bir takımın destansı inancı sahnelendi yeşil sahada.

Sahaya inen her çubuklu önce kendine sonra taraftara kulak vermiş gibiydi.
Taraftarlar "Bizler inandık, siz de inanın...!" dedi.
Evet taraftar inanmıştı ve uzun zaman sonra trübünde olması gerektiği yerde 12 numara olarak hazırdı.

Fenerbahçe hafızasına Old Trafford'da kalesinde gördüğü 4 golü ders olarak yazmış gibiydi.
Bir daha aynı hataları yapmamak gerekiyormuş dersi.

Lens, saha da basmadık yer bırakmayan performansı ile gönüllere "Keşke Lefter yaşasaydı ve Lens'i izleyebilseydi." dedirtti.
Lens için hangi cümleleri kullanmak gerekir gerçekten zor.
Muazzam bir istek ve arzu.
Futbola kalbini verdiği belli.

Bu gece Lens'in yeri ne kadar başkaysa Mehmet'in, Volkan'in, Hasan Ali'nin, Sow'un da hakkını yememek gerekir.

Kjaer ve Skrtel maça tam konsantre başladı, tahminimce skor 1-0 veya 2-0 olsa bile son düdük çalmadan bu işin bitmeyeceğini kendilerine her saniye hatırlatıp bizim sağlam durmamız gerekiyor dediler.

Sow'un erken gelen klas golü ile Fenerbahçe rehavete kapılmadı.
Rehavete kapılmamış olmak maçın kaderinin değişmemesini sağladı.

Bu gecenin güzel zaferine Emenike'nin dahil olmamak istememesini duygusallığına(!) mı bağlasak?
Binlerce hatta milyonlarca taraftarın duygusallığının yanında arzulu bir forveti tercih ettiğine eminim, sonuçta Fenerbahçe amatör bir takım değil.

UEFA gruplarında puanını 7'ye çıkaran Fenerbahçe ligde aldğı devam kararlığını burda da göstermiş oldu.

Mourinho'nun da dediği gibi "Fenerbahçe yaratıcılık ve tutku anlamında her şeyini sahaya yansıttı... Şampiyonlar Ligi'inde final oynar gibiydi... Kazanmayı hak ettiler..."

İnanmak ve ruhunu koymak önemli demiştim, şimdilik haklı çıktığımı düşünüyorum...