Gökmen Özdemir

Balkabağı

Bugün Galatasaray’da bazı yanlış bilinenlere ve bilinmeyenlere doğru cevap bulmaya çalışalım. Belki son dönemlerde sarı-kırmızılı kulübün bir ileri, iki geri gitmesinin nedenine bir açıklık getirebiliriz

Sabri, Selçuk’u yiyebilir mi? Yeme gücü var mı?

İlginç iki soru değil mi? Dün bu soruları tartıştık bir arkadaşımla. Ben şöyle bir cevap verdim: “Yer mi? Yiyebilir mi? Bilmiyorum. Ama denediği bir gerçek”

Sebebi eski bir hikaye; hepimizin “Siz Gökhan Zan affedilsin diye başkan (o zaman Ünal Aysal) ile konuştunuz ama benim için konuşmadınız” diye bildiği Sabri, Selçuk ve Burak Yılmaz diyalogları gerçekten öyle mi?

Dün Sabri takım toplantısında Selçuk için “Beni de yemeye çalışmıştı” şeklinde bir çıkış yapınca daha çok araştırma yaptım. Şöyle bir toplantıya ulaştım. Futbolcular yine o dönemde bir araya gelirler. Sabri, Selçuk ve Burak “Neden Gökhan için konuşuyorsunuz da benim için konuşmuyorsunuz?” diye çıkışır.

Cevabını Selçuk verir: “Takımdaki en yakın arkadaşın Hamit ağabey. Hamit ağabey senin için konuşmuş mu başkanla ya da başkasıyla?” Hamit araya girer, kendisi net bir kişiliktir. Lafını esirgemeden söyler: “Niye gireyim ki! Koca adam Sabri, aracıya mı ihtiyacı var?”

Selçuk devam eder: “Bak Sabri, Hamit ağabey konuşmamış. Ama ben konuştum. Gittim defalarca başkanla konuştum. Cenk Ergün’le konuştum (Bilgi: o dönemde Cenk Ergün Galatasaray’ın etkin futbol direktörüydü). Ama affetmediler. Bir kaptan olarak daha ne yapabilirim?”

Bu toplantı tüm takım önünde, hadi hepsi olmasın en azından Hamit’in önünde ve şahitliğinde gerçekleşmiş. Demek ki “Siz Gökhan için konuştunuz benim için konuşmadınız” anlatımları doğru değil.

Yaşanan son süreçte Sabri’nin sözleşmesinde neden indirime gittiği, ardından da aldığı sözle sözleşmesini nasıl uzattığı daha net ortaya çıkıyor. Linnes’in neden 32. dakikada oyundan alınıp bir daha forma bulamadığı da!

Mehmet Özbek ile Sabri’nin farklı ve özel bir frekansı var. İyi anlaşıyorlar. Galatasaray’da da futbolu Alp Yalman ve Levent Nazifoğlu değil, Mehmet Özbek yönetiyor. Hiç ön plana çıkmadan, tepki çekmeden, aracılar kullanarak, Florya’ya sık gitmeyerek yapıyor bu işi.

Bu konuyu önemli bir soru sormadan geçmeyeceğim. Cevabını bulsam yazardım, bulamıyorum:

Selçuk İnan bir Fenerbahçe maçında Mancini’ye “Beni çıkart” dedi. Formasını Tugay Kerimoğlu’na verdi sahayı terk etti.

Aynı Selçuk İnan yine bir Fenerbahçe maçında oyuna alınmıyor diye kulübede olay çıkarttı. Ayhan Akman ile kavga etti.

3 sene arayla hangisi doğru? Ben cevap bulamadım.

Galatasaray Kaptanı Selçuk İnan ise maçtan iki gün önce yapılan basın toplantısına (Bursa maçının toplantısı yarın, yani çarşamba) çıkar tüm sorulara cevap verir. Konuyu kapatır. Bu konular Selçuk konuşmadığı için kapanmıyor. Artık sorumluluk alıp konuşmalı.

İkinci konu; teknik direktör kim olacak sorusu?

Galatasaray’da futbolu yönetenler yine hata yapıyorlar.

Daha önce Wesley Sneijder’e soruyorlardı “Hoca iyi mi, kalmalı mı, giderse kim gelsin?” diye. Wesley artık inandırıcılık gücünü yitirdi. Şimdi yerli futbolculara soruyorlar “Riekerink giderse kimi getirelim?” diye.

Açık açık bu konuşuluyorsa ‘Riekerink bey’ gidecek ya da alt yapıya dönecek demektir.

Peki Galatasaray’ın hocası kim olur? ‘Fatih Terim’ diyenler var. Aslında tüm işaretler de onu göstermiyor değil hani.

Ama Terim’in taraftarla karşılıklı sıkıntısı var. Terim giderken taraftara, taraftar da Terim’e kırıldı. Bu sıkıntı çözülmeden Terim Galatasaray’a dönmez, dönemez. Eski defterler açılmadan, gerçekler anlaşılmadan, Terim çıkıp konuşmadan bu ilişkinin eskisi gibi olamaz. Terim her geldiğinde bıraktığı yerden devam ediyordu. Bu kez durumun öyle olmadığını o da biliyor, Galatasaray taraftarı da.

Kaldı ki futbolun gizli patronu Mehmet Özbek elindeki gücü Terim’e bırakmaz. Siz Levent Nazifoğlu’nun “Kim onunla çalışmak istemez ki!” dediğine bakmayın.

Abdullah Avcı diyenler var. Şu an mümkün değil. Geçen yaz mümkündü. Ama Avcı’yı ikna edemediler. Üç kere görüştüler ama galiba Abdullah Avcı’ya onu çok istediklerini gösteremediler.

Şimdi “Bu yaz bir numaramız Abdullah Avcı” diyorlar ama yaza kadar kim öle kim kala..

Onun için “Riekerink kesin gider” diyebilirim ama “Galatasaray’ın başına kim gelir?” sorusuna cevap bulamam. Çünkü yöneticilerin de cevap bulabildiğini sanmıyorum. Fakat hoca baktıkları bir gerçek!

Uzun sözün kısası; Galatasaray 22 Ekim’de Riva-Florya kongresi yaptı. Yönetim yetkiyi aldı. Bundan bir ay sonra bugün 22 Kasım’da kongre olsa aynı yetkiyi mevcut sportif şartlarda alabilirler miydi? Yüzde yüz HAYIR!

Yani neymiş; Galatasaray bir spor kulübüymüş. Arazini, ekonomini, iletişimini doğru yönetebilirsin ama saha sonuçları gelmeyince saat 00:00’ı geçtiğinde balkabağına dönüyorsun.