İlker Tosun

Avni Aker’e Veda

“Bir avuç genç yürek yazdı Bordo – Mavi destanını” ..

Ve bu destanın yazıldığı Hüseyin Avni Aker Stadyumu da endüstriyel futbolun acımasız şartlarına, yarattığı ihtiyaçlar algısına, beklentiler dünyasına karşılık veremez hale gelip veda sürecine girdi.

Peki kimdir Hüseyin Avni Aker ? Kısaca bahsedelim. Tam da bugün, yani 24 Kasım O’nu anmak için en doğru gün belki de. Çünkü kendisi bir öğretmen. Beden eğitimi öğretmeni, hem de Trabzon şehrinin ilk beden eğitimi öğretmeni. Kurtuluş Savaşı yıllarında cephede savaşmış, ardından da vatanına hizmetini öğretmen olarak sürdürmüş, sporun idaresinde bürokraside yükselmiş ve ömrü boyunca da Trabzon şehrine katkıda bulunmaya çalışmış bir öğretmen...

Her takım taraftarı için kendi stadı en anlamlı olandır, çünkü “mabet”tir. Ama Avni Aker gerçekten de bir başka sanki. Çünkü bir futbol takımının maç yaptığı 100 metre uzunluğunda 20.000 kişinin sığdığı bir toplantı salonu değil de bir şehrin hatta belki de bir coğrafyanın üst kimliği, duygu dünyasının dışa vurum noktasıdır. Bir coğrafyanın arkalı önlü nüfus cüzdanı fotokopisiydi sanki...

Tuhaf bir yerdir gerçekten Avni Aker. Maç oynanmazken bile bir coşkusu, bir hüznü vardır ve onu hissettirir sana. Bomboş stadın o çimlerinde dururken bile görmediklerini görür, duymadıklarını duyar, dinlediğin anıları kendi anılarımışsın gibi tazelersin.

Tek başına otur diyelim o santra noktasının üstüne bir ses gelir kulağına. Şenol’un sesidir o. Rakip sahada oynanan maçı orta sahada elleri belinde izleyen Necati ve Kadir’e bağırıyordur kesin ; “üşüdüm ula geri pas atın”... Stadın taç çizgilerine bakarsın. Boydan boya. Düşünürsün acaba Ali Kemal kaç defa gidip geldi bu güzergahta, kaç kişiyi rüzgarına katıp çalımladı. Stadı bu kadar süzmüşken haliyle “Bombacı Hami” gelir aklına “acaba buradan da atmış mıdır?” dersin. Sonra maraton tribününe doğru bakarsın. Resital yaptığı bir maçın ardından tribünlerin önünde dans ederek binleri mest eden bir Gürcü görürsün ; Şota … Aklına dans gelmişken kolbastıyı anmamak mümkün mü? Bir çevirirsin kafanı kolbastı oynayan bir Gine’li ; Yattara… Konu Yattara ise o sıfıra inişleri yaptığı ortaları hatırlarsın hemen ve “heeeey gidi Fatih Sultan Tekke” dersin. Bu çimler belki de onun attığı kadar estetik golleri başka kimsede görmemişti. Kazım’ın “Uy Aha”sı çınlar kulaklarında gülümsersin, “Ben Trabzonspor’un kaptanıyım, başka bir forma ile başka bir kaptanın arkasından sahaya çıkmam” diyen rahmetli “Dozer Cemil”i hatırlar ağlarsın. Kısacası ya ağlarsın ya gülersin ama hayatta nötr kalamazsın o çimlerde.

Ve o toprak parçasına artık veda vakti. Tüm anıları ölümsüzleştirme, anma vakti. Ülke sporunda devrim yapıp bir saltanatı yıkan, devamında Barcelona’ları İnter’leri ve daha nice devleri yıkan o stada veda vakti.

Evet Trabzonspor’lular son yıllarda biraz kızgın, belki biraz da kırgın ama ona yaşatılmaya çalışılan herşeye rağmen bu anılarının gücü ile dimdik ayakta ve “yaptıklarım yapabileceklerimin teminatıdır” özgüveninde Akyazı’da bu tarihi devam ettirme azim ve karalılığındadır.

Özetle, Avni Aker’in mülkü gider, belki ismi de gider ama ruhu kalır.